in time - Türkçe İngilizce Sözlük

in time

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

"in time" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 20 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
in time zf. zamanla
The Commission can accept such a clause and welcomes the fact that it is limited in time.
Komisyon böyle bir maddeyi kabul edebilir ve bunun zamanla sınırlı olmasını memnuniyetle karşılar.

More Sentences
Genel
in time zf. zamanında
What we were able to avert in time then is happening today.
O zaman zamanında önleyebildiğimiz şey bugün gerçekleşiyor.

More Sentences
in time zf. vaktinde
We won't be able to arrive home in time.
Eve vaktinde varamayacağız.

More Sentences
in time zf. zaman içerisinde
In time, European integration is likely to grind to a halt as a result of enlargement.
Genişlemenin bir sonucu olarak Avrupa entegrasyonunun zaman içerisinde durma noktasına gelmesi muhtemeldir.

More Sentences
in time zf. zamanla
The Commission can accept such a clause and welcomes the fact that it is limited in time.
Komisyon böyle bir maddeyi kabul edebilir ve bunun zamanla sınırlı olmasını memnuniyetle karşılar.

More Sentences
in time zf. nihayet
in time zf. bir süre sonra
in time zf. uygun zamanda
in time zf. uygun tempoda
in time zf. vakitli
in time zf. erken
in time zf. zamanında (yetişmek)
in time zf. zaman içinde
in time zf. vakitlice
in time zf. iki cihanda
in time zf. şu dünyada
in time zf. sayısız ihtimal varken
Konuşma Dili
in time expr. vaktinde/zamanında
in time expr. zamanı gelince
Müzik
in time expr. ölçüyle çalınan

"in time" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
in the nick of time i. saniyesi saniyesine
an immortal person believed to come in time of need i. hızır
coldest time in winter i. zemheri
point in time i. çok kısa bir süre
just-in-time systems i. tam zamanlı sistemler
just-in-time-systems i. tam zamanlı sistemler
point-in time i. geçmişteki her hangi bir ana geri dönüş
travel in time i. zaman yolculuğu
travel in time i. zamanda yolculuk
a time in the past i. geçmişte bir zaman
spend time in the society of one's friends f. arkadaşlarıyla vakit geçirmek
establish in time f. zamanla yerleşmek
put in time on f. bir iş için belirli bir zaman harcamak
return in time f. zaman içinde geri dönmek
perform five time salaat in a day f. günde beş vakit namaz kılmak
take precautions in time f. zamanında önlem almak
take measures in time f. zamanında önlem almak
deliver in due time f. zamanında teslim etmek
get to (a place) in time f. bir yere yetişmek
learn in time f. zamanla öğrenmek
occur in the course of time f. zamanla oluşmak
settle in time f. zamanla oturmak
go back in time f. zamanda geriye gitmek
go back in time f. geçmişe gitmek
march forward in time f. zamanla gelişmek
waste time in vain f. boşa zaman harcamak
respond in time f. zamanında cevap vermek
waste time in vain f. gereksiz yere zaman harcamak
spend too much time in front of the tv f. televizyonun karşısında çok vakit geçirmek
get a place in no time flat f. soluğu (bir yerde) almak
reach in time f. zamanında yetişmek
reach in time f. zamanında varmak
arrive in time f. zamanında yetişmek
discover in time f. zamanında keşfetmek
discover in time f. zamanında farkına varmak
move forward or backward in time f. zamanda ileri geri gitmek
get to the top of one's field in a very short time f. çok kısa zamanda alanında en üste/tepeye çıkmak/ulaşmak
arrive in time f. zamanında ulaşmak
arrive in time f. zamanında varmak
(for a teacher) give a student hard time in school f. bir öğrenciye takmak
get (somewhere) in no time flat f. soluğu (bir yerde) almak
get back in time f. zamanında dönmek
lost in the mists of time s. tarihin derinliklerinde kaybolmuş/yok olmuş/yitmiş
in no time zf. çarçabuk
in no time zf. kaşla göz arasında
in one's spare time zf. boş vaktinde
in the process of time zf. zaman geçtikçe
in progress of time zf. zamanla
in our time zf. zamanımızda
all in good time zf. müsait bir zamanda
in good time zf. biraz erken
in no time zf. hemen
in our time(s) zf. bu günlerde
in good time zf. erken
in good time zf. çabuk
in good time zf. vaktinde
in no time zf. çok çabuk
in due time zf. vakti gelince
in double time zf. hızla
just in time zf. tam zamanında
in the course of time zf. zamanla
in a week's time zf. haftaya
in a short time zf. dünden bugüne
all in good time zf. uygun bir zamanda
in a given time zf. belirli bir süre içinde
in no time zf. çabucacık
in the nick of time zf. tam zamanında
in record time zf. çok kısa bir zamanda
just in time zf. tam vaktinde
in less than no time zf. çabucacık
in the course of time zf. vaktin geçmesiyle
in less than no time zf. çabucak
in due time zf. zamanı gelince
in no time zf. çabucak
in less than no time zf. çok çabuk
in the process of time zf. zamanla
in good time zf. süresi gelince
in the same time zf. aynı zamanda
in good time zf. önceden belirlenen zamanda
in the time to come zf. gelecekte
in process of time zf. zamanla
in less than no time zf. pek az sonra
in no time zf. derhal
in no time zf. bir an önce
in a short time zf. ha bugün ha yarın
in less than no time zf. bir anda
in our time zf. bu günlerde
in due time zf. vaktinde
in a very short time zf. kaşla göz arasında
in the course of time zf. zaman içerisinde
all in good time zf. zamanı gelince
in the soonest time zf. en yakın zamanda
in the earliest time zf. en yakın zamanda
for the first time in days zf. günlerden sonra ilk kez
for the first time in years zf. yıllar sonra ilk defa
first time in months zf. aylardan sonra ilk defa
for the first time in days zf. günler sonra ilk defa
first time in days zf. günler sonra ilk defa
first time in years zf. yıllar sonra ilk defa
for the first time in years zf. yıllardan sonra ilk defa
first time in weeks zf. haftalar sonra ilk defa
for the first time in months zf. aylardan sonra ilk defa
for the first time in days zf. günlerden sonra ilk defa
for the first time in years zf. yıllar sonra ilk kez
first time in days zf. günlerden sonra ilk defa
first time in years zf. yıllardan sonra ilk defa
for the first time in years zf. yıllardan sonra ilk kez
for the first time in weeks zf. haftalar sonra ilk defa
first time in months zf. aylar sonra ilk kez
for the first time in days zf. günler sonra ilk kez
first time in years zf. yıllardan sonra ilk kez
first time in months zf. aylardan sonra ilk kez
first time in days zf. günlerden sonra ilk kez
first time in weeks zf. haftalar sonra ilk kez
first time in months zf. aylar sonra ilk defa
for the first time in months zf. aylar sonra ilk kez
for the first time in months zf. aylardan sonra ilk kez
first time in years zf. yıllar sonra ilk kez
for the first time in months zf. aylar sonra ilk defa
for the first time in weeks zf. haftalar sonra ilk kez
first time in days zf. günler sonra ilk kez
up to this point in time zf. şimdiye kadar
up to this point in time zf. şu ana kadar
in that period of time zf. o dönemlerde
just in time zf. son dakikada
at…local time in turkey zf. türkiye saatiyle
in turkey at … local time zf. türkiye saatiyle
in the recent time zf. yakın dönemde
in a short time zf. kısa sürede
in the course of time zf. geçen zaman içinde
in the time of need zf. ihtiyaç anında
for the first time in a long time zf. uzun süredir ilk defa/kez
just in time zf. son anda
just in time zf. ucu ucuna
in the course of time zf. zamanında
in good time zf. zamanında
for the first time in his life zf. hayatında ilk defa
in due time zf. zamanında
in a short span of time zf. kısa süre içinde
in a short span of time zf. kısa zamanda
in a short span of time zf. kısa sürede
in a month's time zf. bir aylık dönem içerisinde
yet in time zf. ancak zaman içinde
in no time zf. bir koşu
in turkey at … local time zf. türkiye saati ile
at…local time in turkey zf. türkiye saati ile
in my free time zf. boş zamanlarımda
in my spare time zf. boş zamanlarımda
in real time zf. gerçek zamanda
in the same amount of time zf. eşit sürede